• hakime mektup içinde kurşun gönderen zihniyet

    ?.
    cami duvarına işemiştir artık. allah taksiratını affetsin.
    2 ... frekans
  • düşününce bile keyif alınan şeyler

    47.
    kemalistlerin, kafatasçıların, yobazların, bağnazların ve sosyalistlerin ülkeyi terk etmeleri.
    ... frekans
  • kapitalist dünyanın mutsuz insanları

    8.
    cosmosun bunları çarpmasına ramak kalmıştır.
    1 -1 ... frekans
  • en güzel kız öğrenci yurdu ismi

    3.
    verengül öğrenci evi.
    4 -3 ... frekans
  • hz muhammed dünyanın yaratılma sebebidir

    80.
    --spoiler--
    "Levlake hadisi

    Tasavvufta sık sık kullanılan ve kutsi hadis olarak da rivayet edilen, Sen olmasaydın ben kainatı yaratmazdım (Levlake...) (Acluni, II: Hakim el Müstedrek, II: 615) ifadesiyle varlığın Hz. Muhammed için yaratıldığı anlatılır.

    Emirdağ Lahikasındaki bir mektupta, Levlake... hadis-i kutsisine dair yazılan Bu hitap zahiren Hz. Peygamber Aleyhissalatü Vesselama müteveccih ise de, zımnen hayata ve zevil hayata racidir şeklindeki bilgiyi Bediüzzaman tadile muhtaç görür ve şöyle izah getirir. Çünkü külli hakikat-ı Muhammediye (a.s.m.) hem hayatın hayatı, hem kainatın hayatı, hem ism-i Azamın tecelli-i azamının mazharı ve bütün ziruhların nuru ve kainatın çekirdek-i aslisi ve gaye-i hilkati ve meyve-i ekmeli olmasından, o hitap, doğrudan doğruya ona bakar. Sonra hayata ve şuura ve ubudiyete onun hesabına nazar eder denilir.

    Çekirdek ve Meyve

    Tasavvufi anlayışta, Rasül-i Ekremin ruhu ve nuru bütün insanlardan, peygamberlerden, hatta meleklerden önce var olduğundan Peygamber insanlığın manevi babasıdır. Hz. Adem insanların maddeten babası (ebul beşer) Hz. Peygamber ruhların babası olduğu söylenir.

    Risale-i Nurda da Hz. Peygamber, yaratılmışların çekirdeği ve en mükemmel meyvesi olarak ifade edilir. Bu hakikat aşağıdaki alıntıda şöyle izah edilir:

    Ve herhalde, zîhayat içinde o fert zîşuurdan olacaktır. Çünkü, zîhayatın envâı içinde en mükemmeli zîşuurdur. Ve herhalde, o ferd-i ferid, insandan olacaktır. Çünkü, zîşuur içinde hadsiz terakkiyâta müstaid, insandır. Ve insanlar içinde, herhalde o fert Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm olacaktır. Çünkü, zaman-ı Âdem'den şimdiye kadar hiçbir tarih, onun gibi bir ferdi gösteremiyor ve gösteremez. Zira, o zat, küre-i arzın yarısını ve nev-i beşerin beşten birisini saltanat-ı mâneviyesi altına alarak, bin üç yüz elli sene kemâl-i haşmetle saltanat-ı mâneviyesini devam ettirip, bütün ehl-i kemâle, bütün envâ-ı hakaikte bir üstâd-ı küll hükmüne geçmiş. Dost ve düşmanın ittifakıyla, ahlâk-ı hasenenin en yüksek derecesine sahip olmuş; bidâyet-i emrinde, tek başıyla bütün dünyaya meydan okumuş; her dakikada yüz milyondan ziyade insanların vird-i zebânı olan Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânı göstermiş bir zat, elbette o ferd-i mümtazdır, ondan başkası olamaz. Bu âlemin hem çekirdeği, hem meyvesi odur.

    Evet, nasıl ki hayat bu kâinattan süzülmüş bir hülâsadır. Ve şuur ve his dahi hayattan süzülmüş, hayatın bir hülâsasıdır. Akıl dahi şuurdan ve histen süzülmüş, şuurun bir hülâsasıdır. Ve ruh dahi, hayatın hâlis ve sâfi bir cevheri ve sabit ve müstakil zâtıdır. Öyle de, maddî ve mânevî hayat-ı Muhammediye (a.s.m.) dahi, hayat ve ruh-u kâinattan süzülmüş hülâsatü'l-hülâsadır ve risalet-i Muhammediye dahi (a.s.m.), kâinatın his ve şuur ve aklından süzülmüş en sâfi hülâsasıdır. Belki maddî ve mânevî hayat-ı Muhammediye (a.s.m.), âsârının şehadetiyle, hayat-ı kâinatın hayatıdır. Ve risalet-i Muhammediye (a.s.m.), şuur-u kâinatın şuurudur ve nurudur. Ve vahy-i Kur'ân dahi, hayattar hakaikinin şehadetiyle, hayat-ı kâinatın ruhudur ve şuur-u kâinatın aklıdır.

    Evet, evet, evet! Eğer kâinattan risalet-i Muhammediyenin (a.s.m.) nuru çıksa, gitse, kâinat vefat edecek. Eğer Kur'ân gitse, kâinat divane olacak ve küre-i arz kafasını, aklını kaybedecek, belki şuursuz kalmış olan başını bir seyyareye çarpacak, bir kıyameti koparacak.

    Şu gördüğün büyük âleme büyük bir kitap nazarıyla bakılırsa, Nur-u Muhammedî (sallallâhu aleyhi ve sellem) o kitabın kâtibinin kaleminin mürekkebidir. Eğer o âlem-i kebir, bir şecere tahayyül edilirse, Nur-ı Muhammedî hem çekirdeği, hem semeresi olur. Eğer dünya mücessem bir zîhayat farz edilirse, o nur onun ruhu olur. Eğer büyük bir insan tasavvur edilirse, o nur onun aklı olur. Eğer pek güzel şaşaalı bir cennet bahçesi tahayyül edilirse, Nur-ı Muhammedî onun andelîbi olur. Eğer pek büyük bir saray farz edilirse, Nur-ı Muhammedî o Sultan-ı Ezelî'nin makarr-ı saltanat (saltanat merkezi) ve haşmeti ve tecelliyat-ı cemaliyesiyle âsâr-ı san'atını hâvi olan o yüksek saraya nâzır ve münadi ve teşrifatçı olur. Bütün insanları davet ediyor. O sarayda bulunan bütün antika san'atları, hârikaları ve mucizeleri tarif ediyor. Halkı o saray sahibine, sâniine iman etmek üzere câzibedar, hayret-efza davet ediyor. Binaenaleyh incil'de "Ahmed", Tevrat'ta "Ahyed" ve Kurânda "Muhammed" ismiyle müsemma, iki cihanın güneşidir.

    insanlardan bir çekirdek var ki, Cenâb-ı Hak şecere-i hilkati o çekirdekten inbat etmiştir. O çekirdek de ancak ve ancak bütün ehl-i kemâlin ve belki nev'-i beşerin nısfının ittifakıyla efdal-ül halk, seyyid-ül enâm (herkesin efendisi) Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'dır.

    Bu kâinat sahibinin tezahür-ü rubûbiyetine ve sermedî (ebedî) ulûhiyetine ve nihayetsiz ihsanatına küllî bir ubudiyet ve tanıttırmakla mukabele eden Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm, bu kâinatta güneş lüzumu gibi elzemdir ki; nev'-i beşerin üstad-ı ekberi ve büyük peygamberi ve Fahr-i Âlem ve hakikat-ı Muhammediye (sallallâhu aleyhi ve sellem) hem sebeb-i hilkat-i âlem, hem neticesi ve en mükemmel meyvesi olduğu gibi, bu kâinatın hakikî kemalâtı ve sermedî Cemîl-i Zülcelâl'in bâki âyineleri ve sıfatlarının cilveleri ve hikmetli ef'alinin vazifedar eserleri ve çok manidar mektupları olması ve bâki bir âlemi taşıması ve bütün zîşuurların müştak oldukları bir dâr-ı saadet ve âhireti netice vermesi gibi hakikatları, hakikat-ı Muhammediye (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve Risalet-i Ahmediye (sallallâhu aleyhi ve sellem) ile tahakkuk ettiğinden, nasıl bu kâinat nun risaletine gayet kuvvetli ve kat'î şehadet eder.

    F. Gülen Hocaefendi, bu konuda şunlara dikkat çeker:

    Hakikat-ı Muhammediye (sallallâhu aleyhi ve sellem) hem hayatın hayatı, hem kâinatın hayatı, hem ism-i A'zam'ın tecelli-i a'zamının mazharı ve bütün zîruhların nuru ve kâinatın çekirdek-i aslîsi ve gaye-i hilkati ve meyve-i ekmeli olmasından, o hitap doğrudan doğruya ona bakar. Sonra hayata ve şuura ve ubudiyete Onun hesabına nazar eder.Efendimiz’in temsil ettiği bir Hakikat-ı Ahmediye var, bir de Hakikat-ı Muhammediye var. Dünyayı teşriflerinden önce O, Hakikat-ı Ahmediyesi ile vardır ve Kâbe hakikatı ile tev’emdir. Bu sebeple O, incilde Ahmed ismiyle anılmıştır; Kuranda da geçtiği üzere, Hz. isa (as) Onu, Ahmed ismiyle müjdelemiştir. O, dünyayı teşrifleri ve risaletleriyle birlikte Hakikat-ı Muhammediyeyi temsil etmiştir. Vefatından sonra da, yine Hakikat-ı Ahmediyenin tecellisi söz konusudur.

    Meselenin bir diğer yönü de şudur: Hz. Peygamber'in (sav) risâlet ve nübüvveti temelde, diğer bütün peygamberlerden önce idi. Nitekim O, bir hadislerinde: "Allah'ın ilk yarattığı şey, benim nûrumdur" buyurmaktadır. Diğer bir hadislerinde de; "Hz. Adem henüz çamur ve balçık arasında debelenirken, Ben peygamber idim" ferman etmektedir. Demek ki, O'nun peygamber olarak planlanması, herkesten önceydi. Bu mesele, tasavvufçularca "hakikat-ı Ahmediyye" ünvanıyla ele alınmış ve uzun uzun üzerinde durulmuştur. Onların bu mevzudaki mülahazalarında, hakikat-ı Ahmediyye, aynı zamanda kainatın da hakikatı olarak işlenmiştir ki, bununla da, Hz. Peygamber'in (sav) büyüklüğü ve en büyük risâlete mazhariyeti anlatılmak istenmiştir.

    Necip Fazıl, Onu ifade için O ki, o yüzden varız derdi. Bu yaklaşım, hadis kriterleri açısından tenkid edilse de, mânâsı doğru olan Sen olmasaydın, âlemleri yaratmazdım hadis-i kudsîsinden mülhemdir. Evet Allah, kâinatı Onun için yaratmıştır. Kâinat, Allahı anlatan bir kitapsa -ki, öyledir- bu kitabın tercümanı Hz. Muhammed (s.a.sdir. O olmasaydı, kâinat kitabı okunamayan, anlaşılamayan bir sır olarak kalacaktı. Dolayısıyla onun içinde yaşayacak ama, onunla Allahı tanıyamayacak ve O#8217;na ulaşamayacaktık. Oysa ki, Allah, Kurân-ı Kerimde beyan ettiği üzere, varlığı, kendisine ibadet etsinler, ibn Abbasın tefsirine göre de, kendisini tanısınlar diye yaratmıştır. Bu itibarla denebilir ki, Hz. Muhammed olmasaydı, varlık bilinmeyecek ve dolayısıyla Allah da tanınmayacaktı. Öyle ise Ona varlığın ille-i gaiyesi, yani, yaratılış sebebi denebilir.

    Onu, kendinden önce gelen her peygamber, misyonu ölçüsünde ve çerçevesinde anlatmış ve haber vermiştir. Meselâ, Endülüslü büyük alim Kadı Iyazın Şifa-i Şerifinde geçtiği üzere, Hz. Âdem, kendisine yasaklanan meyveden yedikten sonra Cenâb-ı Allah’a Onu şefaatçi ederek yalvarmış; Muhammed hürmetine beni affet demiştir. Cenâb-ı Allahın, Sen Muhammedi nereden biliyorsun sorusuna karşılık da, Ben, Cennetin kapısında ;Lâ ilâhe illallah, Muhammedün rasûlüllah yazısını gördüm. ismi, Senin ism-i Şerifinin yanında anılan biri, Senin yanında en kıymetli olmalıdırşeklinde cevap vermiştir. En son Hz. isa da Ondan çok bahsetmiş, incillerin eldeki nüshalarında Size daha çok söyleyeceklerim var; fakat, şimdi siz bunları kaldıramazsınız. Ben gideyim, ta ki, dünyanın Efendisi, gerçeğin ruhu, hakkı bâtıldan ayıran Zât gelsin ve size bütün hakikatleri anlatsın (Yuhanna, Bab 16/12-14) demiştir.

    Hz. isa, ’nu Ahmed olarak haber vermiştir. ilâhî bir tevafuktur ki, dedesi Abdülmüttalib, Gökte ve yerdekiler Onu övsün diyerek, O’na Muhammed ismini koymuştur. imam-ı Rabbanî gibi büyük zatlar, önemle Hakikat-ı Ahmediye ve Hakikat-ı Muhammediye üzerinde dururlar. O, yeryüzüne gelmeden önce Hakikat-ı Ahmediyenin sahibiydi. Dolayısıyla Hz. isa, O;nu Ahmed ismiyle müjdelemiştir. Dünyadaki misyonu itibarıyla de O ;Hakikat-ı Muhammediye”yi temsil etmiştir. Nebiler Serveri bu temsil sonunda Hakikat-ı Ahmediyeye bil-fiil ulaşarak veya Hakikat-ı Ahmediyeyi bilfiil gerçekleştirerek, yine Hz. Ahmedünvanıyla işaret buyurulan varlığın ruhu olma âlemine dönmüştür.

    O, en çok eza ve cefaya maruz bırakıldığı bir zamanda Miracla şereflendirilmişti. Bu, kâinat içinden kâinat ötesine yolculukla, kendisine rehberlik eden Cibrili bile bir noktadan sonra geride bırakmış, yoluna devam etmişti de, kendisine Top senin, çevkan senin bu gece denmişti. Mahzen-i Esrâr sahibi Nizamînin engin ve renkli ifadeleri içinde, Yıldızlar, yolunda kaldırım taşları gibi dizilmiş, melekler kendisine teşrifatçılık yapmış, yarım ay atının ayakları altında bir nal gibi kalmış, Güneş O;nun ışık kaynağına sığınmıştı O, Kurânda ifade buyurulan Kâbe kavseyni ev ednânın mânâsına göre, imkânla vücub arası bir noktaya gelmişti. Bu şu demekti: Bir kere O da, bir insandı ve yerdi, içerdi, uyurdu, sokaklarda dolaşırdı. Fakat, Buseyrînin ifadesiyle, ;bir beşerdi, ama herhangi bir beşer gibi değildi;
    --spoiler--

    `http://www.sorularlaislam...php?s=show_qna&id=643`
    3 -2 ... frekans
  • imhotep

    505.
    doğum günüymüş bugün kutlarım. anaksunamunla romantik dakikalara yelken açmıştır muhtemelen. kolay gelsin diyoruz başarılarının devamını diliyoruz. *
    3 -2 ... frekans
  • saati ayrılığa kurmak

    ?.
    mesai saatleri içersinde yapılmaması gereken eylemdir. gece yatarken sahura kalkmaya kurmak gibi bişey de değildir nasıl bişeydir onu da bilemedim öyle de cahilim bugün.
    -1 ... frekans
  • türk diye de kürt diye de bir ırk yoktur

    2.
    az votka vardır diye devam eden rus söylemi.
    2 -1 ... frekans
  • pkk ya siyaset yolu açılsın

    3.
    pkk sensin siyaset yolu kaldırımıyla birlikte sana girsin şeklinde tepki göstereceğim önerme.
    4 ... frekans
  • zorla güzellik olmaz

    14.
    olduğuna olacağına inanalar var.
    misal katsayı uygulaması, zorla dayatılıyor bunca meslek liseliye. ardından başörtü uygulaması okullara giremiyor zorla güzellik olduruluyor.
    1 -1 ... frekans
  • hazreti muhammed

    917.
    yaratanın "sen olmasaydın alemleri yaratmazdım" dediği yüce şahsiyet.
    3 -3 ... frekans
  • hiçbir şey yoktan var olamaz vardan yok olamaz

    2.
    allah a inanan biri için yalnış bir önermedir. çünkü inanan bilir ki yaratanın bişeyi yaratması için ol demesi yeterlidir. yoktan var edebilen tek varlık inanana göre allah tır. vardan da yok olur. ölüm diye bir olgu var. bugün varsın yarın yoksun. ölüm gelir varken yok olursun.
    1 ... frekans
  • hıristiyanlık

    83.
    ateistlerin pirim yapmak için rabet göstermediği din.
    -1 ... frekans
  • 21 yaşına kadar cinsel deneyimi olmamış kız

    232.
    bir açılır pir açılır.
    2 -3 ... frekans
  • akp kemalist kavgası

    6.
    muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak için level atlıya atlıya bi hal olan kemalistlerle liberal demokrat akp nin kavgasıdır. kemoş - liboş çekişmesi de denebilir.
    -1 ... frekans
  • ugg giymeyen kızların fakir oldukları gerçeği

    17.
    hele ki converse giyiyolarsa fasfakirlerdir.
    4 -1 ... frekans
  • yemen

    23.
    gidenin gelmediği enteresan bi yer.
    2 ... frekans
  • kemalist tayfa

    70.
    eleştiriyi kaldırmazlar. eğer sözlük ortamındaysa bu eleştiriler mütemadiyen eksilerler.
    2 -4 ... frekans
  • ulvi

    215.
    sağ kanattan ortalanan lokum gibi ortayı ağlarla buluşturamayan ulvi.
    1 -1 ... frekans
  • iki tür insan

    ?.
    dünyada iki tür insan vardır.
    beşiktaşlı olanlar ve olmayanlar.
    -1 ... frekans
  • yeni şeyler getiriyorum